"Sub City 2064" albümü Guitar Player dergisi Eylül 2010 sayısında ayın albümü seçildi.


Radikal gazetesi Şubat 2011
- Madem Lévi-Strauss’un ‘Yaban Düşünce’sini referans aldık insan-doğa-kültür ilişkisinin ve modern-ilkel çatışmalarının günümüzde vardığı noktaya bir serzeniş diyebilir miyiz bu albüme?

Doğru bir noktaya parmak bastın. Bu albümdeki alt anlatımlardan biri de insanın düzenleme, ehlileştirme, evcilleştirme adı altında doğaya hükmetme isteği ve arzusu. Modern dünyamızda doğa, beraber ve yanyana yaşanılacak değil de sanki ona hükmedilecek bir olguymuş gibi görülüyor. 20.yüzyılda kapitalist dünyanın doğaya hükmetme isteğinin nerelere vardığını hepimiz biliyoruz. En başta susuzluk, iklim değişikliği, türlerin yok oluşu, bir sona doğru yaklaştığımızın göstergesi ve tüm bu olumsuzluklar, insanoğlunun yaptığı yanlışları gözler önüne seriyor. Sanırsam geri dönüşü olmayan bir yoldayız, en fazla bu olumsuz süreci yavaşlatabiliriz ama insanoğlundaki bu “ego” ve “sahip olma” arzusu olduğu müddetçe, bu zor. Oysa, sahip olduğumuz zaman aslında o şeyi kaybediyoruz. Albümün tümü boyunca enstrümanlarımız ile bunu anlatmaya çalışıyoruz aslında. Ne Ros, ne de ben, ön plana çıkmıyoruz; uzun sololar atmıyoruz, sadece müzik ne istiyorsa bir nevi ona hizmet ediyoruz.

- Albümün temel meseleleri üzerine düşünürken Küçük Prens ile Tilki arasında gülün evcilleşmesi üzerine geçen diyalogları da düşündüm. Bu doğru bir çağrışım olabilir mi? 

Direkt olarak böyle bir çağrışım yok. O bölümde evcilleştirme ile dostluk ve bağ kurma üzerinde duruluyor. Doğada, hayvanların evcilleştirilmeye ihtiyacı yok aslında. Evcilleştirme insanoğlunun ekonomik ve duygusal ihtiyaçları üzerine geliştirilmiş bir durum. “Black Falcon” albümünde de aslında avcı için iyi olan evcilleştirmenin, kara doğanı nasıl tutsaklaştırdığı üzerine duruluyor. İngilizler’de veya Arap dünyasında görülen av geleneği ve bunun gereklerinden av köpeği yetiştirmek; ya da bizde Karadeniz’de halen sürdürülmekte olan Atmacacılık geleneğinde olduğu gibi.

- Senin bugüne kadar yaptığın tüm müziklerin zorlu adres ve esinleri olduğunu biliyoruz ama bu albüm özelinde sorayım, sosyoloji ve ekoloji arasındaki etik ve politik ilişkilere ne zamandır kafa yoruyorsun? 

Bu konulara her duyarlı insan kadar ilgi gösteriyor, Greenpeace, Doğa Derneği, WWF gibi ulusal ve uluslararası örgütlerin yaptıklarını takip ediyor ve amatör bir şekilde kafa yoruyordum. Ancak bu konuların eserlerime yavaş yavaş nüfuz etmesi ilk kez Kanadalı sanatçılar Kristi Allik ve Robert Mulder ile başladı. Çölün ortasında soundscape işler düzenleyen, ya da üzerine baraj inşa edilecek bir nehri kurtarmak için nehir boyunca konserler veren bu çiftten sonra, Ros da bana başka ilham kaynağı oldu. Hatta Avustralya’daki çalışma benim için bir milat oldu diyebiliriz. Istanbul’un yoğun ve yorucu atmosferinden sıyrılıp her konuya farklı bir açıdan bakmamı sağladı Ros ve Avustralya gezisi. Doğa ile içiçe olan Aborjin kültürünün Ros’un eserleri üzerindeki etkisini görmek beni daha da heyecanlandırdı. 

- Böyle bir projeye müzikal açıdan nasıl fikirlerle yaklaştın ki yolun Ros Bandt ile kesişti? 

Ben bundan yaklaşık üç sene önce Asya Pasifik Festivali’nin davetlisi olarak Yeni Zelanda’ya gitmiştim. Wellington’daki performanstan sonra Avustralya’ya gitme şansına sahip oldum. Sydney’den sonra Melbourne’e gittiğimde, Ros ile yüzyüze tanışma şansını elde ettim. Melbourne’de kaldığım süre boyunca, Ros ile ABC stüdyolarinda kayıtlar yaptık. Bu kayıtlar sırasında Ros tarhu çaldı, ben ise onun çaldığı seslerden canlı olarak yeni tınılar elde ettim. Bu çalışma bizim ilk ortak stüdyo kaydımız idi. Bu kayıt süreci ile Ros’un İstanbul’a gelişi arasındaki sürede nasıl bir albüm kaydetmeliyiz üzerinde düşünmeye başladık. Ros “Black Falcon” konseptini ortaya attı ve daha sonra bu konsepti beraber ilerlettik ama albümü Ros İstanbul’a geldiğinde kaydetttik.

- Bu albümdeki gitar ve elektronik altyapıyı tarhu ile motiflendirmenin altında bu enstrümanın ne gibi ses özelliklerine sahip olması yatıyor?

Albümdeki tüm elektronik altyapılar benim çalmış olduğum elektrik gitar seslerinin canlı olarak değiştirilmiş hali. Yani elektrik gitar ve tarhu dışında başka hiçbir enstrüman veya synthesizer yok albümde. Tarhunun tınısı beni çok etkiliyor. Yaylı tanbur ile çello arasında bir ses rengine sahip. Her ne kadar birçok efekt yardımı ile tınısı değiştirilebilse de, elektrik gitarın ana ses rengi bazı kısıtlara sahip. En bas ve en tiz frekanslari vermesi mümkün değil, ayrıca bir yaylı enstrüman gibi uzun sesleri de çalmak mümkün değil elektrik gitar ile. Tarhu, elektrik gitarın bu yapısal eksikliklerini de tamamlamış oldu bu albümde. 

- Ros Bandt ve senin ses kaynaklarınızı nasıl özetleyebiliriz ve areodinamik değişimlerin farkına varmak nasıl bir süreçte kendini gösteriyor?

Tarhu ve elektrik gitar birbirlerinden hem çalım tekniği ve tını, hem de yarattıkları işitsel dünya açısından çok farklılar. Ros tarhu ile melodileri tınlatan bir ses dünyası kurarken, ben elektrik gitar ve efektler sayesinde atmosferik sesleri yarattım. Kayıtlar boyunca bu iki dünyanın birbirinden farklı olduğunun bilincindeydik. Çalarken birbirimizi çok iyi dinlemeye çalışarak ve olabildiğince sade çalmaya özen göstererek, değişimlerimizin farkında olarak ve değişimlerimizle beraber ilerledik.  

- Hani normalde önce görsel kısmı halledilir sonra müziklere sıra gelir ama Black Falcon’la birlikte sanki bir belgesele ön ayak olacaksın gibi, yanılıyor muyum? 

Albümü stüdyoda oluştururken aklımızda görseller vardı. Bir nevi henüz çekilmemiş olan bir filme müzik yapmak gibi. Albümün işitsel dünyası ve hikayesi beraberce bir belgesele ön ayak olabilir kesinlikle. 

- Üç yıl öncesine dönersek, sen Avusturalya’ya gittiğin için mi Kara Doğan’a kafa yormaya başladın Kara Doğan’a kafa yorduğun için mi Avusturalya’ya gidiyordun?

Dediğim gibi daha önce de doğa konularına duyarlı idim. Ama Avustralya ve Yeni Zelanda’ya gittikten sonra doğa-endüstri ilişkişi, ekolojik denge gibi konulara daha da çok ilgi duymaya başladım. Özellikle Yeni Zelanda’nın hiç bozulmamış doğası ve oranın yerlileri olan Maori kültürüne olan saygıları beni çok etkiledi. Daha sonra Ros ile yaptığı ses heykelleri (sonic sculptures), ses arkeolojisi (sonic archeology) ve diğer işlerini inceledikten ve Avustralya’nın kültürünü biraz daha tanıma firsatı bulduktan sonra, albüme kafa yormaya başladım. Çıkan ezgilerde, hissettiklerimiz değişkendi: dinginlik, devinim, çaresizce bir  çırpınış, çaresizlik... Öykü de, parça isimleri de öyle gelişti zaten. Türe karar verirken de, Ros’un bizi yönlendirmesi ile sadece Avustralya’ya özel ve nesli tükenmekte olan Kara Doğan’ı seçmeye karar verdik. Hele ki bir türünün de yazları Akdeniz havzasında yaşadığını öğrendikten sonra...Bu kuş adeta bizi simgeliyordu, buna inandık.

- Elektoakustik kayıt sayısı artsa da yapılanlara deli işi gözüyle bakılan Türkiye yerine bu albümü Avusturalya’da basıp Türkiye’de lisans etmek belki daha tasarruflu bir yapım ve pazarlama tercihi olabilir miydi? 

Bu albümü Avustralya’da yayımlamak hiç aklıma gelmedi açıkçası. Sürekli olarak içimdeki bir ses bu albümün Turkiye’de çok daha farklı ve incelikli anlaşılacağını söylüyordu. Şu ana kadar aldığım yorumlardan bu önsezimin doğru olduğunu görüyorum. Bu albümü ne Ros ne de ben bir elektroakustik albüm olarak görmüyoruz. Bu albüm ambient, çağdaş müzik, modern caz gibi öğeleri de barındıran bir çağdaş world – klasik müzik çalışması. Ros’un Rönesans ve Mezopotamya müzik tarihini bilmesinin bu albüme çok katkısı oldu. Kendisi zaten Türk kültürüne ve tarihine hayran bir insan. Onun tüm bu duyarlılıkları İstanbul’a geldiğinde ve bu albüm kaydı sırasında tamami ile ortaya çıktı. Ayrıca ikimiz de bu albümün Türk müzik tarihinde önemli bir yeri olacağına inanıyoruz. Bu albümü bir nevi 21.yüzyıl çağdaş Türk müziği eseri olarak görüyoruz. Batı çağdas klasik müziğinde kullanılan özel, avangard enstrüman tekniklerinin tarhuya uygulandığı, makamsal anlayışın tüm albümde hissedildiği, canlı elektronik işlemeler yolu ile sürekli olarak yeni tınıların elde edildiği bir çalışma. Ben kişisel olarak bu albümdeki çalışma sistemini farklı Türk enstrümanlarına da uygulamak istiyorum. 
Radikal gazetesi Şubat 2011Radikal gazetesi Şubat 2011
İLGİLİ DİSKOGRAFİ

Black Falcon