"Sub City 2064" albümü Guitar Player dergisi Eylül 2010 sayısında ayın albümü seçildi.


Hürriyet gazetesi Ocak 2011
•	Albümün genel yapısını ve konseptini neye göre belirlediniz?

Albümün müzikal yapısı ve konsepti aslında kayıtlar başlamadan önce belirlendi. Avustralya’da yaşayan Kara Doğan’ın bir avcı tarafından yakalanıp evcilleştirilmesinin hazin hikayesini konseptimiz olarak belirledik. Bu, bize de yakın bir konu: malum halen Karadeniz’de sürdürülen bir Atmacacılık geleneğimiz var. 
Biz hikayeyi işitsel hale getirirken de Ros’un tarhu çalacagı, benim ise elektrik gitar çalarak “live electronics”, canlı ses işlemeleri yapacağım bir müzikal dünya düşledik. Amacımız ikimizin de enstrümanlarını minimal bir şekilde çalacağı, melodinin ve atmosfer yaratmanın ön planda olacağı bir albüm idi, aynen de düşündüğümüz gibi oldu. 

•	Nesli tükenen birçok tür varken Kara Doğan’ın konsept olarak seçmenizin nedeni nedir? 

Kara Doğan Avustralya’ya özgü bir kuş ve nesli tükenmekte. Bir başka alt türü de, yazları Akdeniz Havzası’nda yaşıyor. Sembolik olarak Avustralyalı ve Akdenizli iki sanatçının albümünde Kara Doğan’ın yer alması gerektiğine inandık. Ayrıca müthiş uçma yeteneğine sahip bir kuş olması ve havadaki devinimlerinin müzikal olarak bize ilham vermesi onu seçme nedenlerimizden bir diğeri.

•	Ros Bandt ile nasıl tanıştınız? Albümde yer almasına nasıl karar verdiniz?

Ros ile ilk tanışmamız internet üzerinden oldu. Ben onun eserlerini takip ediyordum ve özellikle “ses arkeolojisi” fikrini çok ilginç buluyordum. Kendisine e-mail attım ve daha sonrasında albümlerimi yolladım. Bu süreçte hem yazışarak, hem de yaptığımız eserleri dinleyerek birbirimizi müzikal olarak daha iyi tanımış olduk. Daha sonra Yeni Zelanda’da yapılan Asya Pasifik Festivali’ne davet edildim. Wellington şehrindeki performansımdan sonra Avustralya’ya gittim ve Melbourne’de Ros ile yüz yüze tanıştım. Melbourne’de ABC Stüdyoları’nda  beraber kayıtlar yaptık. Bu bizim ilk stüdyo kaydımız idi. Yaratım sürecinde çok iyi anlaştığımızı ve özgürce üretebildiğimizi farkettik. Bir sene sonra Ros İstanbul’a geldiğinde de “Black Falcon” albümünü kaydettik.

•	Albümdeki yedi parça da doğaçlamadan mı oluşuyor? Doğaçlama bile olsa bir çerçeveye ihtiyaç var. Bunu nasıl belirlediniz?

Albümdeki tüm parçalar doğaçlamalardan oluşuyor. Ancak biz buna doğaçlamadan daha çok “realtime composition”, yani o anda üretilen eser demeyi tercih ediyoruz. Bu, her ikimizin de sololar veya teknik şovlar ile ön plana çıkmadığı, sadece konsepte ve müziğe hizmet eden ve çalarken sürekli, ana bir forma sahip bir eser hissi veren bir doğaçlama anlayışı. Kara Doğan’ın hazin öyküsü - özgürce yaşarken ki mutluluğu, yakalanışının hüznü, av peşinde giderken hissettiği gerginliği- özetle her durumu, bize yol gösteren bir çerçeve oldu bu albümün oluşumu sırasında.

•	Bandt’ı Tarhu çalarken daha önce seyretmiş veya canlı görmüş müydünüz? Albüme nasıl dahil ettiniz?

Avustralya’daki kayıtlarda Ros tarhu çalmıştı, o süreçte enstrümana ne kadar hakim olduğunu görmüştüm. Mutlaka tarhu tınısının albüme dahil olması gerektiğini düşünmüştüm.

•	Ros Bandt ile çalışmak nasıldı? Albümün konseptine neler kattı?

Ros ile çalışmak gerçekten çok heyecan verici ve keyifli idi. Tarhu gibi çalınması zor bir enstrümanda elde ettiği tınılar çok etkileyici idi. Hem Rönesans hem de Mezopotamya müziklerini iyi biliyor olması, tüm projeyi doğru bir yönde biçimlendirdi. Tarhu çalımı ve tınısını çağdaş müzik teknikleri ile birleştirirken bana da atmosferik tınılar yaratmak için zemin hazırlamış oldu. Ros’un diğer ses heykelleri, ses enstalasyonlarının birçoğu ekolojik ve politik konular üzerine odaklı. Onun bu konular hakkındaki bilgisi, tecrübesi ve Kara Doğan üzerine hissettikleri, bizim ana yönümüzü belirledi. Diyebilirim ki, albümün konseptinin oluşmasında, daha çok Ros’un katkısı var. 

•	Albüm ne kadar sürede hazırlandı? 

Albümün düşünsel süreci uzun bir süreye yayılıyor, ama kayıtlar İTÜ MİAM Stüdyoları’nda bir günde tamamlandı. Daha sonraki edit, miks ve mastering aşamaları ise aralıklı olarak yaklaşık bir sene sürdü.

•	Çok önceden hazırlanmış olup bu albüme giren bir parça var mı?

Hayir, tüm eserler bu albüm için üretildi.

•	Ülkemizin çok alışık olmadığı bir tür elektro akustik ve ambient. Birçok kez ödül alan bir sanatçı için bu türleri Türkiye için riskli hareketler olarak gördüğünüz oluyor mu? 

Her ne kadar albüm olarak Türkiye’de sayıca çokça ambient, elektro akustik yapımlar çıkmasa da, aslında birçok insan bu soundlara alışık. İzlediğimiz birçok filmin müziğinde ve ses tasarımında ambient ve elektro akustik yapılar mevcut. İzleyiciler bu ana ses yapısını filmin doğal öğesi olarak görüyorlar; ama kendilerini bir izleyici değil de bir an için bir dinleyici yerine koyarlarsa aslında ne kadar da bu tınılara yakın olduklarını görecekler. Her ne kadar albümde ambient ve elektro akustik tınılar var ise de, hem Ros hem de ben bu albümü daha çok klasik müzik teknikleri ve modern caz doğaçlama yapısı ile beslenen bir world music albümü olarak görüyoruz. 

•	Bundan sonraki planlar nedir? Timuçin Esen'in albümünü yaptınız nasıldı? 

Şubat ayında Şirin Pancaroğlu ile Alem-i Aks-i Seda projesinin kayıtlarını gerçekleştireceğiz. Bu albüm 2011 senesinde ABD’de yayımlanacak. Ayrıca yine ABD’de yayımlanacak olan solo piyano albümümü şubat ayı içerisinde kaydedeceğim. Nisan 2011’de ABD turnesinde olacağım. Bu süreçte The Cardigans grubunun vokalisti Nina Persson ile başladığımız albümü bitireceğiz. Mayıs 2011’de de Rusya’da yeni solo albümüm yayımlanacak. Timuçin Esen albümü bir Türkçe elektronik rock çalışması oldu. Çok farklı, yeni gitar tonlarının kullanıldığı özel bir albüm. Sözleri, besteleri, aranjeleri ile bence son yılların önemli rock albümlerinden biri olmaya aday.

•	Yurtdışında Türkiye’de olduğundan daha fazla tanınmanızın gerçek sebebi size göre nedir? Hedeflediğiniz kitle kimdir?

Yapmakta olduğum müziğin tarihi daha çok Kuzey Amerika ve Avrupa topraklarında. O yüzden o coğrafyalarda daha fazla tanınıyorum. Ayrıca her türlü işitsel ve görsel yeniliğe bize göre daha açık bir dinleyici ve izleyici kitlesi var. Özellikle Amerikan kültürü inovasyonu yücelten bir kültür. Dünyanın hangi köşesinden gelirse gelsin, yenilikçi olduklarina inandıklari bir yapıtı ödüllendiriyorlar. Sanırım benim tüm albümlerimin o topraklarda senenin albümü seçilmesi bu anlayışın bir göstergesi.
Bununla birlikte, Türkiye’de de beni tanıyan ve yaptığım işleri sürekli olarak takip eden bir kitle var. Hedeflediğim kitle konusuna gelirsek : ben bu fikre çok inanmıyorum açıkçası. Ben sürekli uluslararası projeler üreten bir besteci ve müzisyenim. Yaratıcı fikirler nereye sürüklerse, oraya doğal olarak gitmeyi tercih ediyorum. Her ne kadar şu ana kadar yayımlanan albümlerim elektronik müzik klasmanında yer alsa da, American folk, delta blues, klasik müzik, world music gibi birçok farklı ve akustik projelerim de var. O anda hangi ruh halinde isem, ve beni hangi proje heyecanlandırıyorsa ona yönelmeyi tercih ediyorum. Bunun çok daha samimi ve gerçekçi olduğunu düşünüyorum. Hesaplar üzerine kurulan müzikal hayatların ve kariyerlerin sorunlu olduğunu düşünüyorum.

•	Bu tarz konseptleri devam ettirecek misiniz?

Bu tarz konsept albümleri solo veya ortaklıklar şeklinde devam ettirmeyi düşünüyorum. Şu anda Alman viola sanatçısı Ulrich Mertin ile “Black Rain” adlı bir albüm üzerinde çalışıyoruz. Bu albümde post nükleer dünyayı işitsel olarak anlatıyoruz. 
 
Barış Akpolat / Hürriyet Gazetesi
İLGİLİ DİSKOGRAFİ

Black Falcon