"Black Falcon" album has been included in the "BEST ALBUMS OF 2011" list on Seattlepi magazine.


Taraf gazetesi 22 Nisan 2008
- Müzikle ilk tanıştığınız yıllardan başlamak istiyorum öncelikle, sizi müzik yapmaya iten etkenler nelerdi ve nasıl başladınız?

Müzik ile tanışmam Robert Kolej ortaokul yılları başlangıcında 11 yaşımda iken oldu. İlk olarak o dönemin rock gruplarından etkilenerek gitar çalmaya başladım. Lise döneminde kurduğumuz Too Much grubu ile Brit Pop ve modern rock’a yöneldim. Bu dönemde hep yeni tınılara karşı bir ilgim vardı. Endüstri Mühendisliği eğitimimi tamamladığım yıllarda Massive Attack, The Orb, Bjork, Tricky gibi elektronik müzik sanatçıları popüler idi ve ciddi şekilde ilgimi çekiyordu. Yarattıkları ses dünyasının özelliklerini, tekniklerini, kuramını öğrenmek için İTÜ MİAM'da ses mühendisliği masterı yaptım; ardından da doktoraya başladım; halen de diğer müzik işlerim ile beraber bunu beraber götürüyorum. 
 
- Yurt içinde yaptığınız geçmiş çalışmalarla devam edersek…?

TOO MUCH grubu ile yaptığımız “Brave and Busy” adlı parça, Ada Müzik tarafından yayımlanan “Sesimizi Yükseltiyoruz” toplama albümünde yer aldı. 2000 senesinde gösterime giren “Fasulye” filminin müziklerini besteledim. Daha sonra, başka dans gruplarına, tiyatro oyunlarına, kısa ve uzun metraj filmlere müzikler de yaptım. Belma Baş’ın yönettiği “Poyraz” adlı filmin müziği ile Brezilya’daki Mostramundo Film Festivali’nde “En İyi Orijinal Film Müziği” ödülünü aldım. 

Beyhan Murphy, İlyas Odman, Tuğçe Tuna gibi koreograflar ve Emre Koyuncuoğlu, Damla Hacaloğlu, Zeliha Berksoy gibi yönetmenler ile çalıştım. Ayrıca prodüktör olarak RASHIT grubunun "Herşeyin Bir Bedeli Var" albümünü hazırladım. 

Geçtiğimiz yıl 10. Uluslararası İstanbul Bieanali için eser siparişi almıştım. AKM için tasarlanan “Sessiz Duvarlardaki Hatıralar” Portekizli bir firma tarafından albüm olarak yayımlanacak.

15. Akbank Caz Festivali’nde Kazak sanatçı Saadet Türköz ile ortak bir projemiz gerçekleşmişti. 

Ayrıca ABD’de yaşayan klasik gitar virtüözü Cem Duruöz “Sarnıç’ta” adlı eserimi CRR’de seslendirdi; önümüzdeki Mayıs ayında da Carnegie Hall’da bunu tekrarlayacak. Yine Sabri Tuluğ Tırpan ile Mayıs ayında konserlerimiz gerçekleşecek. Ünlü arpist Şirin Pancaroğlu ile de 2009’da premieri yapılması planlanan büyük bir eser üzerinde çalışmaya başladık.

- Yurt dışında açılış nasıl oldu, önemli bir plak şirketi ile anlaşma imzaladınız bu Türk müzisyenleri için önemli bir atılım olarak değerlendirilmeli…

“Altered Realities” albümüm ABD' nin en saygın plak şirketlerinden biri olan "New Albion" tarafından yayımlandı. Yurtdışına açılmam ise bundan çok daha önce başlamıştı zaten. 2002 senesinde dünyanın en önemli elektroakustik müzik yarışmalarından biri olan Luigi Russolo Elektroakustik Müzik Yarışması'nda "Blank mirror" adlı eserim ile 3.lük ödülü aldım. Bunu diğer uluslarararası ödüller takip etti. Bu süre içinde eserlerim sadece ABD ve Avrupa gibi bilindik batılı sanat merkezlerinde değil, Güney Afrika Cumhuriyet, Yeni Zelanda, Şili, Meksika, Kore gibi Türkiye'ye uzak dünyanın birçok yerinde seslendirildi. 2003 senesinde "A Walk through the Bazaar" albümüm Chicago'lu plak şirketi Locust Music tarafından yayımlandı. Bu albüm birçok uluslararası müzik dergisi tarafından “olağanüstü” olarak adlandırıldı. Sonrasında da, önümüzdeki çarşamba günü (23 Nisan) Garajistanbul’da tanıtım konserinin gerçekleşeceği albüm hikayesi var... Tamamı 2006’da İstanbul’da kendi  stüdyomda kaydettiğim bir albüm idi “Altered Realities”. Albümün en önemli özelliği solo akustik gitar ve canlı elektronik ögelerin, tek seferde ve canlı olarak kayıt edilmiş olması. Albüm için özel bir plak şirketi ararken, bu süreçte dünyaca ünlü Bang On A Can-All Stars topluluğunun klarnetçisi Evan Ziporyn’nın da referansı ile Amerika'nın en saygın plak şirketlerinden biri olan New Albion’dan beni aradılar. Albümü çok beğendiklerini ve yayımlamak istediklerini söylediler. Kayıtlar bunun üzerine İstanbul’dan New York’a transfer edildi ve albümün tüm basım işlemleri New York' ta gerçekleşti. New York’ta kapak tasarımı ve basımı gerçekleşen albüm, buradan tüm dünyaya dağıtıldı. Albüm uzunca bir süre sadece yurt dışında ve “amazon” gibi yaygın internet kanalları üzerinden satılmakta idi; ben de dünyanın çeşitli yerlerinde bu albümün konserlerini vermekte idim. Nihayet albüm, Türkiye müzik piyasasına AK Müzik tarafından getirildi. Onlara bu cesur davranışlarından ötürü şükran borçluyum. 

Yurtdışına yönelik çalışıyor olmam bana pek çok şey kazandırdı: her türlü tınıya ve anlayışa önyargısız bakmayı; uzun vadeli planlama yapmayı; belli bir strateji çerçevesinde de sürekli ve disiplinli çalışmayı öğretti. Ayrıca özellikle Avrupalı ve Amerikalı müzisyenlerin ortak çalışmalara sıcak bakmalarından dolayı yeni birçok proje, albüm teklifi almaya başladım. Yaz döneminde Amerika ve Avrupa’dan önemli gitaristler ile İstanbul’da kayıtlar yapacağız. Daha sonra bunları maalesef Türkiye dışından, bir plak şirketi bulup bastıracağız, çünkü ülkemdeki kaynak yetersizliği ve esas alteranatif işlere kapalı olan anlayış bu tarz çalışmaları  baltalıyor. Şöyle söyleyeyim, ben burda kapılar aşındırırken, işlerimin neredeyse tamamını dijital ortamda basmaya hazır, portföyünde Tangerine Dream, Robert Rich gibi efsane besteci ve grupların olduğu bir İngiliz firması uzun zamandır peşimde. Hal böyle olunca mecburen yabancılara dönük çalışıyorsunuz.

Evet umarım bu öyküm yurtdışında çalışmalar yapmak isteyen Türk müzisyenlerine örnek olabilir, ilham verebilir. Uluslararası müzik dünyasında kalıcı bir iş üretmenin en önemli koşulu kendinize has, özel bir sound yaratmak. Ayrıca çok çalışmak, olabildiğince çok ortak proje üretmek ve her türlü yeni anlayışa ve sese açık olmak. Disiplinli çalışma, egolardan “olabildiğince” sıyrılınmış paylaşımcı bir ruh, sağlam bir hayat duruşu, geniş bir vizyon ve sizi gerçekten iyi tanımlayan ve anlatan PR.  Size inanan bir danışmanınız ya da menejeriniz de olduğu müddetçe, sanırım dünyanın neresinde olursanız olun siz bir dünya vatandaşı ve bir dünya sanatçısısınız. 
 
- Türkiye'de müzik ile batı arasındaki temel farklılıkları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok ciddi farklar var. İlk olarak müzisyen ve bestecilerin toplum içinde algılanış biçimleri çok farklı. Avrupa, Amerika veya Kanada'da besteciler yaratıcı özelliği olan, toplumda kültürü ileri bir noktaya götürecek kişiler olarak algılanırken, ülkemizde besteciler, özellikle her türlü çağdaş müzik formu ile ilgilenenler, “önermsiz” birşey ile uğraşan kişiler olarak algılanıyor. Bu da yaratan kişilerin kendilerine olan güvenlerinin azalmasına ve bestecilerin kendi kabuklarına çekilip, daha az üretmelerine sebep oluyor. Bu da uzun vadede kültürel dünyamızın kısırlaşmasına yol açıyor. 5 milyon nüfüsa sahip Norveç veya 1 milyon insanın yaşadığı Estonya’ya oranla, bu topraklardan çok daha az uluslararası büyük besteci çıkıyor olması çok üzüntü verici. 

- Siz kendi müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz? 

Tek bir tanım yapmak kolay değil çünkü birbirinden farklı birçok projenin içerisindeyim. Ama genel olarak yeni müzik diyebiliriz. Yani 20. yüzyıl çağdaş klasik müziğin gelişen teknoloji ile uyumlu beraberliğinden doğan bir hibrid. Yeri geldiğinde ambient, elektroakustik, zaman zaman da modern caz ögelerinin de yer aldığı bir sound.


- Son olarak konsere gelenler neler dinleyecek, biraz anlatır mısınız?

“Altered Realities”, solo akustik gitar ve canlı elektronik seslerden oluşan bir  albüm.  Albüm "ambient, çağdaş klasik müzik, elektroakustik ve folk müzik" türlerinin kişisel bir sentezi  diyebilirim. Yani bu tarzlara, tınılara aşina olan dinleyicilerin kesinlikle keyif alacaklarını söyleyebilirim. 
 
Taraf gazetesi 22 Nisan 2008
RELATED DISCOGRAPHY

Altered Realities