"Black Falcon" album has been included in the "BEST ALBUMS OF 2011" list on Seattlepi magazine.


Andante dergi Haziran 2008
Müziğe on bir yaşında Robert Kolej’de gitar çalarak başlayan Erdem Helvacıoğlu, Too Much grubu ile profesyonel müzik hayatına adım attı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği okurken artık enstrüman tınılarının kendisine yetmediğini fark edince geniş bir alan olarak tanımladığı elektronik müzikle yoluna devam etti. Genç yaşına rağmen uluslararası pek çok başarıya imza atan Helvacıoğlu, Amerika’da çıkardığı “Altered Realities” adlı albümünü Türkiye’de çıkarmanın heyecanını bizimle paylaştı... 

Türkiye’nin yeni müzik ve elektronik müziğin genç ve başarılı kompozitörlerinden Erdem Helvacıoğlu için saygın müzik dergilerinden Gramophone  'Altered Realities' albümünü 'türünde dünyada yayımlanmış en iyi örneklerden biri' olarak değerlendirdi. Bienal'deki 'Sessiz Duvarlardaki Hatıralar' adlı ses entalasyonu ile bir kez daha tartışılan yapı AKM’yi tarihin kulvarlarından anlatmayı başardı. Helvacıoğlu teknolojinin iyi yönde kullanıldığı zaman ortaya çıkan başarılı sonuçların dünyayı geliştirdiğine inanıyor. Mesela İstanbul’dan New York’taki bir filme müzik yapılabileceğini söylüyor. 


ERDEM HELVACIOĞLU RÖPORTAJ


- Müzikle tanışman nasıl oldu?

Müziğe on bir yaşımda gitar çalarak başladım. Bursa’da doğdum ama ortaokulda İstanbul’a taşındık. Robert Kolej’den mezun oldum. Ortaokul yıllarında kendi kendime klasik, akustik, elektrogitar çaldım. Sonrasında caz müzikle ilgilenmeye başladım. Birçok rock grubunda çaldım, gitaristlik yaptım. Too Much adlı bir grubumuz vardı. Onlarla beraber demo çıkardık. Üniversite yıllarında rock çizgisinden elektroniğe doğru bir kayma oldu. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği eğitimi aldım. Aynı yıllarda artık amatör ruhtan çıkıp tamamen profesyonel olarak yoluma devam ettim. Hatta Fasulye filminin müziğini üniversitede okurken yaptım. Sonrasında kendi Home Stüdyomu kurdum ve ciddi olarak elektronik müziğe yöneldim.

- Elektronik müziğin seni çeken tarafı neydi?

Daha yeni sesler, yeni anlatımlar, tınılar nasıl elde edilebilir fikrinden çıkarak gittikçe elektronik müziğe doğru kaymaya başladım. İlk başta kendi kendime denemeler yaptım. Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmalar Merkezi’nde ses mühendisliği ve elektro-akustik kompozisyon üzerine yüksek lisans yaptım. Böylelikle bu işin teorisini öğrenme şansım oldu. Benim için işi kurumsallaştıran ve uluslar arası bir kariyer ve yüzde yüz bir çizgi oluşmasında MİAM’ın çok katkısı oldu. O dönemde uluslar arası festivallere katıldım. Meksika, Arjantin, Şili, Kostarika, Güney Afrika, Avustralya gibi ülkelerde eserlerim çalınmaya başladı. 2002 – 2003 yıllarında, İtalya’da Luigi Russolo Elektroakustik beste yarışmasında “Blank Mirror” ve “Below The Cold Ocean” adlı eserlerim ile iki defa üst üste üçüncülük ödülü kazandım. 2003 senesinde Chicago’da “A Walk Through The Bazaar” isimli solo albümümü çıkardım. Başta Avustralya, Amerika ve dünyanın başka yerlerinde toplama albümler çıkardım. En son olarak da New York’ da New Albion Records isimli plak şirketinden Altered Realities adlı ikinci solo albümüm yayınlandı. Bu plak şirketi Stephen Scott, Ingram Marshall, Stockhausen gibi çok saygın bestecilerin olduğu önemli bir şirket ve ilk Türk sanatçıları da benim. Bu albüm All About Jazz, Textura ve Cylic Defrost dergileri tarafından senenin en iyi 20 albümü arasına dahil edildi. Bu listede Bill Frisell, Brian Eno, Pole, Harold Budd, David Torn gibi efsane isimler mevcut.

- İnsanlar Türkiye’de albüm çıkarmak da zorlanırken Amerika’da albüm yapabilmek için bağlantıları nasıl kurdun?

Bence, zaman içerisinde süreklilik çok önemli. Örneğin; insanlarla görüşmek, festivallere katılmak, eser yollamak ve bu eserlerin o festivallerde çalınması doğal olarak insana bir birikim ve çevre kazandırıyor. Ayrıca yurt dışında basının sanatçılara verdiği önem tartışmasız. Yapılan her yeni röportajdan sonra bana pek çok sanatçı ve yapımcıdan teklif, soru ve yorum geliyor. Öyle bir ağın içine girdiğinizde de zamanla isminiz duyulmaya başlıyor ve eğer müziğiniz dinleyici tarafından beğeniliyor ve dinleniyorsa, dediğim gibi plak şirketleri de sizinle bağlantıya geçiyor. Bu albümüm Amerika’nın çok önemli çağdaş müzik gruplarından olan Bang On A Can-All Stars topluluğunun klarnetçisinin eline geçmiş. . O da New Albion şirketi ile çalışıyordu. Benim demo çalışmamı şirketin sahibine vermiş. Demo çalışmamı çok beğendikleri için hemen benimle bağlantıya geçtiler. 


- Elektronik müzikle uğraşan ve bestelerine güvenen herhangi bir kişi çalışmalarını yurtdışına gönderecek olsa böyle bir şans elde edebilir mi? 

Tabi ki şans faktörü önemli; ama şansı yine de insan kendisi yaratıyor. Özellikle yurtdışında 
kariyer hedefliyorsanız, hayata bakışınız, genel duruşunuz, bilgi birikim ve tecrübeniz çok önemli. Bunların hepsine ciddi şekilde dikkat ediyor ve önem veriyorlar..Taklit ya da kendini tekrar eden işler yapıyor iseniz, istediğiniz kadar şansınız iyi olsun yer bulamayabilirsiniz. Sizin oralarda tanınmanız ve yer edinmeniz için işinizin çok özel olması gerekiyor ki fark yaratasınız. Çünkü unutmayın ki, sonuçta oralarda da sizler gibi pek çok önemli ve değerli sanatçı var. Özetle, müziğinizin uluslararası anlamda bir özelliği ve kendine has bir stili olması gerekiyor. Çünkü siz oraya bir şey gönderiyorsanız sizinle aynı anda binlerce demo çalışmaları gönderiliyor. Ya da şöyle diyelim; aynı anda New York’ta binlerce albüm çıkıyor. Ancak, ben bugünkü konumum için hiçkimseden destek almaksızın, çok ama çok çalıştığımı söyleyebilirim. Bazen günde 18 saat! Dolayısıyla aslında bu iş sanıldığının aksine imkânsız değil ama çok zor. Amerika’da bir sürü müzisyen dostum var. Amerikalılar bile orada kolay kolay albüm çıkaramıyorken, birçok insan, “bu genç yaşında Amerika’da iki albüm nasıl çıkardın” diye bana soruyorlar.


- Elektronik müziği bize kısaca tanımlayabilir misin? 

Genel olarak bir tanımı yok, ama 1940’ların sonunda Fransa’da müzikteki konkret akımıyla başlayan, batı müzik dünyasında altmış senedir var olan, müzik piyasasını ve müzik dünyasını yönlendiren bir şeyden bahsediyoruz. Teknoloji ile birlikte ilerliyor. Teknoloji elektronik müziği elektronik müzik teknolojiyi besliyor. Duyduğumuz bütün şarkılarda müzik teknolojisi var. Artık birçok şey iç içe geçmiş durumda. 
Özetle elektronik müzik ülkemizde yaygın olarak anlaşılanın tersine sadece “dj müziği”, “dans müziği” değil. Ambienttan, soundarta, glitchten electronica ya onlarca alt kategorisi olan bir müzik türü elektronik müzik. Elektronik müziği bilmediğini, soğuk bulduğunu söyleyenler aslında farkında olmadan bu müziğin tam da içindeler aslında. İzleyip, sevdiğimiz Hollywood film prodüksiyonlarında duyduğumuz o ilginç seslerin hepsi özel programlar sayesinde üretilen ve özünde elektroakustik müzik anlayışı ve estetiği olan çalışmalar. Hayatımızda duyduğumuz her türlü ses bir elektronik müzik bestecisi için ilham kaynağı olabilir. Bu yüzden bence insana en yakın müzik elektronik müzik. Çağdaş müzikte de artık çok önemli bir yere sahip. Dünyanın en saygın çağdaş müzik festivalleri, orkestraları Kaija Saariaho, Jonathan Harvey gibi elektroakustik bestecilere önemli eser siparişleri veriyorlar. 

- Sesleri oluşturmak için ne gibi materyallerden faydalanıyorsun? 

Doğadaki sesleri kullanıyorum, ya da şehir seslerini, ayrıca insan seslerini de. Bunları en yalın halleri ile de kullanmayı seviyorum, proses edip kullanmayı da. İlk albümümde çarşı sesini bir mikrofonla kaydedip onu bilgisayara aktarmıştım. Sesleri çeşitli şekillerde process ederek o verilerden başka tınılar ve sesler de çıkartabilirsiniz. Çıkan sesleri yan yana ve üst üste koyarak yeni bir kompozisyon, yeni bir eser yaratabiliyorsunuz. Ya da ses üreten (Synthesizer) dediğimiz aletlerle tamamen sıfırdan sesler üreterek eser yaratabilirsiniz.  Ayrıca elde edilen seslerin yanı sıra, ses kaynağı olarak canlı enstrümanlar da kullanılabilir. 


- Yeteneği, sesi olmayanlar da albüm yapıyorlar. Bu örneklere bakınca teknolojinin müziği yozlaştırmasından bahsedebilir miyiz?

Teknoloji yozlaştırmaz. Sonuçta insanlar bunu yapıyor. Sizin teknolojiyi nasıl kullandığınıza bağlı. Dünyada da bunun örneklerini görüyoruz. Klasik müzikte de yapılıyor. Mesela çok iyi bir piyanist bir sonat çalıyor ve biz zannediyoruz ki sanatçı stüdyoya girip eseri baştan sona çalmış. Aslında öyle bir şey yok. Yüzlerce edit noktası var. Başka başka çalıyor onları ve bu parçaları birleştiriyorlar. Pop müzikte bu çok daha fazla yapılıyor. Çünkü ortaya çok ticari bir ürün koyduğunuz için tamamen kalıplarının çizilmiş olması gerekiyor. Çok kötü söyleyen bir şarkıcının teknolojiyle bütün detone sesleri düzeltilebilir. Ama teknolojinin getirdiği çok büyük avantajlar da var. Artık tek bir laptop ile komple bir albümü kaydetmek mümkün. Mesela, diyelim ki New York’ta bir filme müzik yapacağım. Bana filmin bir bölümünü gönderirlerse buradan kendi stüdyomda müziği hazırlayıp onlara cd olarak yollayabilirim, ki bunu en son Los Angeles’ta yaşayan bir videogame yapımcısı ile yaptım..Teknoloji artık bu kadar büyük avantajlar sağlıyor 


- Amerika, Fransa, Hollanda, Portekiz gibi birçok ülkede festivallere katıldın. Kıyasladığınızda Türkiye elektronik müzikte nerede?

Bu konuda dünya bizden çok önde, çünkü onlar elli sene önce başlamışlar bu alana. Biz ise daha yeni yeni tanıyor ve ısınıyoruz. Oysa ki bizim de 60lı yılların başında yetişmiş, hatta ansiklopedilere girmiş Bülent Arel ve İlhan Mimaroğlu gibi iki çok değerli Türk bestecimiz olmuşken! Ama Türkiye’de kaç kişi biliyor bu bestecileri, zaten ikisi de bütün ürünlerini Amerika’ da vermiş. İlhan Mimaroğlu hala New York’ta yaşıyor, Bülent Arel ise 1990’da vefat etti. Biz onlara sahip çıksaydık, onlar burada eserlerini üretselerdi bence çok başka şeyler olabilirdi. Ama ne yazık ki Bülent Arel ABD’den ODTÜ’de Türkiye’de ilk elektronik müzik stüdyosunu kurmak için geri gelmek istediğinde, getirdiği aletleri gümrükten geçiremedi. Uzun bir süre gümrükte kaldıktan sonra artık pes edip geri döndü. Böyle bir anlayış bize elli senelik bir boşluk getirdi. Diğer ülkeler ise müzik teknolojisiyle beraber ilerliyorlar ve biz onların çok gerisinde kaldık. Ama son on senede inanılmaz bir değişim de var. Birçok festivalin, etkinliğin olması, insanlarda o kültürün yerleşmesi gibi etkenler elektronik müziğin beş on sene içerisinde sağlam bir yer edineceğini işaret ediyor.

- 2006 Dünya kupası için beste siparişi aldığınızda heyecanlandınız mı?

Tabi ki, çok heyecan verici bir olaydı benim için. Dünyanın farklı yerlerinden o proje için on bir  besteci seçildi. Bu işin organizatörü Manuel Rocha Iturbide adında Meksikalı bir besteciydi. Konu Dünya kupası olduğu için futbol ve futbol ekseninde minimum yedi dakika maksimum on beş dakikalık elektronik müzik eseri sipariş edildi. Daha sonra Köln müzesinde prömiyeri yapıldı ve bütün bir ay boyunca da bu on bir eser insanlara dinletildi. Futbola çok merakım yok fakat böyle bir sipariş gelince, bir anda bambaşka şeyler düşünmeye başladım. Ne yapılabilir diye uğraştım. “Kicking Memories” ismini verdiğim bu eserin kaydını, özel bir izinle girdiğim bir maçtan aldığım sesleri kullanarak, üzerine dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan müzisyen arkadaşlarımla kendi dillerinde yaptığım röportajları kolajlayarak, ekleyerek, proses ederek yarattım. Kanımca çok da enteresan bir eser olduydu.. 

- Yeni albümün Altered Realities’den bahseder misiniz?

Solo akustik gitar ve canlı olarak yapılan ses işlemlerinden(live electronics) oluşuyor diyebiliriz. Albümdeki bütün eserler ve kayıtları bana ait. Canlı olarak çalıyorum ve aynı anda gitarın sesini de manipüle ediyorum. Albümün kendine has bir tınısı ve özelliği olduğuna inanıyorum. Albüm çalışmaları aralıklı olarak iki sene sürdü. Kayıtları burada yaptım ama albüm Amerika’da New Albion plak şirketinden çıktı. Türkiye’de ise A.K müzik etiketiyle nisan ayında müzik marketlerde yerini aldı. Çok güzel eleştiriler aldı mesela; All About Jazz dergisi 'Çığır açıcı', Vintage Guitar dergisi 'Devrimci' gibi sıfatlarla adlandırdı albümü. Ayrıca Guitar Player dergisinin editörlerinden Barry Cleveland benimle bağlantıya geçti. Albümü çok beğendiğini ve röportaj yapmak istediğini belirtti. Bu beni çok heyecanlandırdı ve bu röportaj Guitar Player dergisinin eylül 2007 sayısında yer aldı. Son olarak dünyanın en önemli çağdaş müzik topluluklarından “Bang on a Can” tarafından sipariş edilen yeni eserimin prömiyeri Şubat 2008`de New York’ta yapıldı. Bu da çok heyecan verici bir olaydı, çünkü Bang on a Can-All Stars dünyanın en önemli çağdaş müzik topluluklarında birisi. Her sene dünyadan 3 besteciye eser siparişi veriyorlar ve 2008 için de ilk defa bir Türk besteciyi seçtiler.Mayıs 2008`de de New York Carnegie’de başka bir prömiyerim var. 

- Film müzikleri devam ediyor mu?

Film müzikleri benim için sanırım hep devam edecek. Çünkü müziğimde zaten hep bir kurgu üzerine oturttuğum için bu bana çok da doğal geliyor zaten. “Poyraz” adlı filmin müziğini yapmıştım. Cannes Film Festivali’ne seçildi. Brezilya’da düzenlenen “Mostramundo Film Festivali’nde” en iyi ses ve en iyi film müziği ödülünü kazandı. Son olarak Los Angeles’de yaşayan besteci Jesper Kyd’ın yeni majör videogame müziği çalışmasında yer aldım. İsviçre’li yönetmen Eileen Hofer’in yeni filminin müziklerini besteledim.  

Bundan sonra da film müziğinin yanı sıra tiyatro/performans ve dans müzikleri de yapmayı planlıyorum. Tiyatro için Zeliha Berksoy, Damla Hacaloğlu ve Emre Koyuncuoğlu için yaptığım işlerim zaten vardı. 

Dansta ise şimdiye kadar Beyhan Murphy, Tuğçe Tuna ile çalışmalar gerçekleştirdim. En son İlyas Odman’ın Cam Adamlar gösterisinin ses tasarımını ve müziğini yaptım. Yurt dışından çeşitli teklifler gelmekte, değerlendirme aşamasındayım.

- Dünyadan yaklaşık 1000 sanatçının 1.500'e yakın eser gönderdiği 60X60 projesinin 2006 ayağı için Türkiye'den seçilen tek müzisyen siz oldunuz. Nasıl gelişti bu proje?

"60x60", ABD’de Robert Voisey tarafından organize edilen, 60 farklı sanatçının birer dakika süreli elektronik müzik eserlerini içeren bir toplama albüm projesi. Her sene dünyadan altmış tane besteci seçiliyor. Birer dakikalık elektronik müzik eserleri yapıyor bu besteciler. 2006 senesinde de o projeye katılmak için dünyadan 1000 besteci ve 1500 eser başvurdu. İşte o bin beş yüzden altmışa indirilen eserin arasında benim eserim de var. 2005 senesinde de seçilmiştim. Her sene seçilen bu 60 eser Avustralya’dan Şili’ye, Kanada’dan Çin’e kadar her yerde belli konserlerde çalınıyor. Analog bir saat var. İlk parçayı çalmaya başlıyorlar ilerliyor, saat diyelim ki ilk eser ile kırkıncı saniyede bitti ve 20 saniye boşluk, sessizlik var. İkinci dakika geldiği zaman ikinci eser çalmaya başlıyor. Böylece 60 eser ve 60 besteci tanıtılmış oluyor. Bir saat içinde bambaşka coğrafyalardan gelen müzikleri dinleme olanağına sahip oluyorsunuz. Bu yüzden çok ilginç bir proje. 2004 ve 2005’in eserlerini içeren albüm de kısa bir süre önce yayınlandı. 
Pek çok ülkede festivallere katılıyorsun ve ülkenin adını tanıtıyorsun buna paralel olarak Kültür Bakanlığından herhangi bir destek aldın mı?

Genelde Kültür Bakanlığı ya da Dışişleri bakanlığı Kültür dairesine başvurularım olmuştur. Bütçe kısıtı veya devlet sanatçısı olmamam gibi sebepler ortaya konarak olumsuz cevaplar aldığımı söylemeliyim. 

Menejerimin ara ara sponsorluklar için özel görüşmeler yürütmesine rağmen, ülkemizde bireysel sanatçıya destek, oturmuş bir alışkanlık olmadığından, şimdiye kadar bir destek aldığımızı söyleyemeyeceğim. 

Maalesef ülkemizde Almanların Goethe Enstitüsü ya da İngilizlerin British Council’i , İspanyolların Cervantes Enstitüsü gibi kurumlar da olmadığı gibi yerelde bir proje gerçekleştirmek isteyen bir sanatçı, hele ki yurt dışına da açılmak istiyorsa, en baştan maddi kısıtlarla yüzyüze kalıyor.

Ancak ben bir şekilde kendi kendimi sübvanse eden bir sistem kurduğum için, kendi imkanlarımla ağırlıklı olarak yurtdışı odaklı çalışmaya devam ediyorum ve edeceğim. Her gittiğim ülkenin Türk Büyük Elçilerine daima haber verir, konserlerime davet ederim. Şimdiye kadar Küba eski Büyükelçimiz Sayın Vefahan Ocak beyin ilgisini ve özellikle Yeni Zelanda Türk Büyükelçimiz Sayın Uğur Ergun Beyin desteğini unutmam mümkün değil. Uğur Bey, sanata olan yakın ilgisinden de dolayı, desteğini esirgememişti ve ben geçen sene Asia Pacific Festivale katıldığımda Wellington’da Türk Büyükelçiliğinin residansında kalma şerefine nail olmuştum. Umuyorum ki ve eminim zaman içinde bu pozisyonlardaki görevlilerimiz bu tür isteklere daha çok dikkat gösterecektir. Sorunuzun cevabına gelince, şimdiye kadar tüm seyahatlerde ya karşı taraf beni misafir etmiştir ya da  kendi imkanlarımla gittim. 

- İstanbul Bienalinde yer aldın bu performansından bahseder misin?

Bienaldeki eserin adı 'Sessiz Duvarlardaki Hatıralar'. Beş bölümden oluşan 58 dakikalık, sekiz hoparlör için tasarlanmış bir ses enstalasyonu. Eser, AKM’ de 1960’lardan itibaren yapılmış gösterilerin kayıtlarını, mekânın bugünkü sesini ve çeşitli kişilerle AKM hakkında yapılan röportajların ses kayıtlarını ve tüm bu kayıtların proses edilmiş örneklerini içeriyor. Eser, bir anlamda AKM üzerinden Türkiye'nin dününü, bugününü, geleceğini ve kültürel politikasını sorgulayan bir iş oldu. Bu albümün Türkiye’den yayınlanmasını çok isterdim, çünkü herşey bir yana AKM bize özgü bir mekan, yaşanan sorunlar yine bize ait. Ancak başvuru yaptığımız birkaç ilgili gruptan kesin olumlu bir yanıt alamadık. Çok beklemeye gerek kalmadan, bu tarz ses enstalasyonu, soundart gibi çalışmaları yayınlayan Portekizli  plak şirketi Sirr proje ile çok ilgilendiğini söyledi, albüm sanırım oradan çıkacak.

- Gelecekte yapmak istediğin projeler ve yeni çıkacak albümünden bahsedebilir misin?

Yakın ve uzak gelecekte yapmayı planladığım çok proje var tabii ki. Avustralya’lı besteci Ros Bandt ile hazırlamış olduğumuz albüm 2009 senesinde yayınlanacak. 2008 senesi içinde Amerikalı çok önemli gitaristler ile kayıtlar gerçekleştireceğim ABD’de yayınlanmak üzere. Ayrıca ağustos 2008’de ECM sanatçısı Jacob Young ile bir albüm kaydedeceğiz Oslo’da. O albümü de Norveç’te yayınlamayı planlıyoruz. Brian Eno’nun gitaristi Leo Abrahams ile kasım 2008’de Londra’da bir albüm kaydedeceğiz. Jesper Kyd ile yeni videogame müzikleri üzerine çalışmaya devam edeceğiz sene boyunca. ABD’li besteci Robert Scott Thompson ile ortak albümümüz 2009 başında yayınlanacak. Ayrıca Şirin Pancaroğlu ile beraber büyük bir eser üzerine çalışmaya başlayacağız 2008 yazında.

Eylül 2008’de ABD’de yayınlanacak olan albümüm ödüller kazanmış olan önemli 5 elektroakustik eserimden oluşuyor. Umarım bu albüm de birçok dergi tarafından yılın albümü seçilir. Ben gerçekten albümün çok heyecan verici olduğunu düşünüyorum. Genellikle yanyana pek gelmeyen ambient ve elektroakustiğin içiçe geçtiği ve dinleyiciyi sürreal bir dünyaya sürükleyen bir albüm olacak bu.
Andante dergi Haziran 2008Andante dergi Haziran 2008Andante dergi Haziran 2008Andante dergi Haziran 2008
RELATED DISCOGRAPHY

Altered Realities