"Eleven Short Stories" album has been included in the "BEST ALBUMS OF 2012" list by KONTRA PLAK, the coolest record shop in Istanbul.


Jazz Dergisi Temmuz 2009
- Yeni albümün Wounded Breath geçtiğimiz aylarda yayınlandı ve albüm festivallerde yer almış olan elektro akustik parçalarından oluşuyor. Biraz bahsedebilir misin bu albümden…

Albüm beş uzun eserden oluşuyor, esasında eserlerin bestelenme aşaması 2002 senesine, benim . İTÜ Miam’da master yaptığım döneme kadar gidiyor. Bu eserlerin hepsi John Appleton ya da Fennezs gibi bestecilerin de katıldığı çok önemli festivallerde çalındı zaten. 

Bir elektronik müzik albümü olarak bence özelliği bir zoru başarmış olması,  yani çağdaş elektroakustik müzik ile ambient müziği birarada harmanlaması. Zorluğu nerde denirse, normalde elektroakustik müzik ve çağdaş klasik müzikte belli çıkmazlar vardır; mesela hep aynı tonların tasarlanması ve hep yapı bozum üzerine ilerlemesi; o nedenle normalde sofistike ses tasarım teknikleri, yani çağdaş elektroakustik müzik ile ambient müzik çok zor birleşir. Ama ben bunu denemek ve farklı bir şey yapmak istedim ve sanırım oldu da. 

Bu müziğe ben “geleceğin müziği” diyorum; Albümünde şimdiye kadar gördüğüm özellikle beğenilen yanlarından birisi o. Çünkü elektroakustik müzikte , özellikle de bu müziğe aşina olmayan dinleyicilerden “bu müzik ne kadar soğuk, hiç bilmediğimiz sesler, ne garip tınılar” gibi yorumlar gelir; burda ise bu yok. Bu müziğe aşina olmayan insanlar da o duygusal içeriği çok iyi anladılar diye düşünüyorum, bu da açıkça yapılması çok zor bir şey. O yüzden de çok başarılı bir albüm olduğunu düşünüyorum. 

Albümde dikkatimi çeken bir başka şey ise parçaların açıklayıcı metinlerinin görsellik odaklı olması… 
Bu tip albümlerin açmzalarından biri de bazen gereğinden fazla açıklayıcı olmasıdır. Genelde bakın, bir klasik müzik konserinde çalınan eseri herkesin eline tutuşturulan program notlarınden takip ederek dnlemek gerekir gibi bir durum yaratılmıştır. Bense bu durumu ya da ne bileyim eser sahibinin biyografisinii okumayı fazla sevmiyorum; ayrıca bence dikkati de dağıtan bir durum. Bu çok Batı Sanat Müziğine has bir bakış açısı ve alışılan bir şeyin tekrarı gibi. Zamanı 17. yüzyıla çevirdiğimiz zaman çok doğru, ama zaman 21. yüzyıl olunca; hele elektronik müzikte çok fazla bir anlamı kalmıyor. Çünkü elimdeki program notu okuyabilmem için, en basitinden ışıkların biraz açık olması lazım. Oysa ki elektornik müzik konserlerinde de özel ışık ambainsalrı olmalıi kimi zaman tek renk kii aman loş kimi zaman tamamen karanlık; ışık, mekan bütün ambiyansı değişiyor. O yüzden yapılmaı gereken ve jazz’ın da yapması gereken, müzik ile tve tınılarla dinleyicileri belli bir moda sokmak. O gerçekleştiği an zaten müzikle dinleyiciyi bir şekilde motive etmiş oluyorsun, birşey okuması gerekmiyor. Benim eserlerin açıklamalarında yapmak  istediğim de buydu işte, çok fazla detay vermeden tamamen insanların kafasınla belli imgeleri çağrıştırmak. Genelde Türkiye’de bu tip müzikler bilinmiyor, anlaşılmıyor gibi bir yargı var; ama bu bence doğru şekilde sunulduğu zaman her türlü müzik mutlaka seyirci ile buluşuyor; ha, anlaşılır ya da anlaşılmaz, beğenilir ya da beğenilmez, orası ayrı. Ama o etki geldiği zaman merak uyandırıyor ve merak uyandığı zaman 2. defa dinlemek istiyor. İnsanları araştırmaya teşfik ediyor bir nevi. 

- Bu sesleri toplarken başına ilginç olaylar geliyor mu?

“A Walk Through the Bazaar” albümünde vardı mesela, çarşı kaydı odaklı bir iş olduğu için.. Çünkü malum milletimiz kayıt ortamlarına çok ilgili, hayli de meraklı; hele bir de büyük bir mikrofon ve kayıt aleti ile siz aralarına girecek olursanız.. Benim kayıtlar sırasında da bu aynen oldu, herkes bir şey kaydedildiğinin farkında idi ve ilk gelen soru da “hangi televizyon” olduydu! “Benimle de röportaj yapın, sesim iyidir ben de bir şarkı söyleyeyim” gibi şeyler söyleyenler mi istersiniz, hatta sormadan direkt şarkı söylemeye başlayanlar mı..Yani bir yandan çok hoş bir şey tabi, ama öte yandan da müdahale olduğundan ordaki ortamın sesinde değişiklikler yaratılmış olduydu, ancak elden de bir şey gelmez durumlardı. Bu albümde 2. Parça olan “Dance of Fire”ın kaydındaki ateşin sesinin kaydedilmesi çok zordu; çünkü kayıt bir ateş dansçısının canlı dans performansı sırasında yapıldı. Haliyle dansçı hareket halinde, elindeki ateş toplarını sağa sola savururken ben de olabildiğince ona yakın olmam gerekiyordu; kendisi canlı şekilde dönerken, 15 cm uzağından kaydedildi, çünkü o gerçekliğin içine iyice dalmak istiyordum. Bir kaza tehlikesi de vardı ama o kadar yaklaşılmadığı sürece de o kayıt öyle çıkmazdı ve eser de öyle olmazdı. 
Kayıt işleri aslında her yerde her koşulda aynı. Yani çok iyi bir gitar albüm kaydı için nasıl ki çok özel mikrafonlarla ve çok özel gitar amfileri ile kayıda girilmeli ya da prodüksiyonda dikkat edilmesi gereken hususlara dikkat edilmeli,  burda da başka bir anlamda prodüksiyon tekniği var ben de buna dikkat etmeliydim. Yine aynı şekilde jazz’da olan emprovizasyon öğeleri nasılsa, enstrumanla yapılan bir emprovizasyon olmasa da, ses tasarımı yapılırken de bir emprovizasyon durumu var. Klasik çağdaş elektro akustik müziğin esasında çağdaş jazz’da da konsept olarak bazı benzerlikleri var.

- Peki, elektroakustik müziğin Türkiye’de tanınması açısından kendini elçi gibi hissettiğin oluyor mu?

Farklı insanlara ulaşıyorsa bu çok hoş bir şey tabi... Özellikle müzisyenler için farklı bir pespektif verebildiğimi düşünüyorum, illa Türkiye’deki ticari müzik kıstaslarına bağlı kalmadan farklı insanlarla bambaşka projeler yapılabileceği, yurtdışında çok önemli insanlarla çalışılabileceği, yurtdışında albümler yayınlanabileceği umudunu verdiğimi düşünüyorum. Çünkü Türkiye’de çok önemli müzisyenler var, bir kısmı ticari kaygılarla hayallerini terketmek durumunda kalıyorlar. O koşullara girmeden hedeflerini doğru koyarak başka yerlerde bambaşka şeyler olunabileceğini düşünmek de lazım. Belki de bu yola girmek çok daha önemli, çünkü o hayallerin peşinden gitmek çok daha heyecan verici. Çünkü o hayalin peşinde koşarken hayatı bambaşka algılıyorsun, her gün yeni bir deneyime dönüşüyor. Her bir adımda yeni bir şey öğrenmekteyim, yeni bir insanla tanışmaktayım, ufkumun sınırları genişlemekte; bütün bunlar de beni bir sanatçı olarak yaratım sürecinde beni özgür kılmakta

- Kapak tasarımında her parça için farklı bir grafik kullanılmış ve her parçanın dinamikleri ile alakadar ipuçları verir gibi…

Onu yapan Tim Schwartz adında Amerikalı bir web tasarımcısı. Albümde 5 eserle ilgili grafik tasarımı yaptı ama dalga grafiği çizmek çok klasik bir şey olacaktı. O da içinden çıkarak “Wounded Breath” yani nefes, nefesle alakalı ritmik şeyleri kendi eliyle çizdi, böylece de, evet,  farklı bir tasarım oldu. Yani o tasarımlar albümün ismi ile alakalı. 

- Bir dönem punk grubu Rashit’in prodüktörlüğünü yapmıştın, yine var mı prodüktörlük tasarıları?

Daha elektronika ve world music arasında çizgilerde olacak, üzerinde konuşulan projelendirilmiş ve başlamaya hazır birkaç proje var. Onun dışında hem prodüktörlük hem de beste aşamasında katkıyı içeren projeler var. Bu senenin sonunda olacak Cardigans’ın solisti Nina Persson ile bir proje var. Bir de Brian Eno’nun gitaristi Leo Abrahams ile bir albüm projesi var. 2009 içinde yavaş yavaş başlayacak projeler bunlar. Ama bunlardan önce ekim 2009’da Tayvan’da yeni bir albümüm yayımlanacak. Tayvan’li pipa sanatçısı Luo Chao-yun ile kaydettiğimiz bir çalışma bu. Ayrıca kasımda ABD’de Robert Scott Thompson ile kaydettiğimiz yeni duo albümümüz yayımlanacak. Aralıkta da Berklee’de aynı zamanda hoca olan saksafoncu Neil Leonard ile yaptığımız albüm yayımlanacak ABD’de. Yani bu sene sonuna kadar yurtdışında 3 albümüm çıkacak

- Bu albüm tamamen elektroakustik kompozisyon odaklı, Altered Realities gibi elektonikler ve gitara odaklı bir albüm tasarısı var mı?

Yazın kaydedeceğim bir albüm var, hatta bu albümde yer alacak parçalardan ikisi bitti gibi. Elektrik gitar ve elektronikler için olacak bir albüm var, o da Alman plak şirketi Waterscape’in benle bağlantıya geçip sipariş ettiği bir albüm. O beni çok heyecanlandıran bir proje, çünkü felsefik olarak da üzerinde çok düşündüğüm “geleceğin dünyasının müziği” üzerine gideceğim; çünkü dünya her açıdan yeniden yapılanmanın eşiğinde; ekonomik olarak, sosyolojik olarak; ya da iklimsel ve çevresel açıdan. Bu yapılanmada akla gelenler “ekonomik, kültürel tanımlamalar ne olacak?”, “mimari tanımlar ne olacak?”, “başka hangi tanımlar değişecek?”, “müzik de bunlarla beraber değişecek mi?” . Mutlaka herşeyle beraber sanat ve müzik de değişecektir. İşte ben bütün bu tanımların içinde gelecek dünya tasarımı ve bu tasarımla beraber giden bir albüm yaratmayı düşünüyorum. Yani tipik bir elektrik gitar albümü değil de felsefik alt anlatımları da olan bir albüm olacak. 
Jazz Dergisi Temmuz 2009Jazz Dergisi Temmuz 2009Jazz Dergisi Temmuz 2009
RELATED DISCOGRAPHY

Wounded Breath